Haberler

Gülnur Aybet: Trump’ın Obama’dan farkı kırmızı çizgileri aştırmaması

ABD’nin Rakka operasyonuna PYD’nin öncülük ettiği Suriye Demokratik Güçleri ile devam etme eğiliminde olması ve Türkiye’nin buna olan şiddetli itirazı, iki ülke arasındaki ilişkilerde tansiyonun sürekli yüksek kalmasına yol açıyor. Türkiye’nin geçtiğimiz hafta Sincar ve Karaçok’ta PKK ve PYD’ye yönelik hava harekâtının etkisi, kartların bir kez daha karılmasına neden oldu. Türk Dışişleri’nin “Müttefiklerimizi önceden bilgilendirdik” demesine rağmen ABD tarafı, operasyonu eleştirdi ve hatta Türkiye’nin hava harekâtıyla bu bölgede bulunan Amerikalı askerlerin hayatını riske attığını iddia etti. Peki Suriye denkleminde son durum ne? Trump, Obama’dan farklı bir politika izleyecek mi? Türkiye’nin sınır güvenliği konusundaki talepleri karşılık bulabilecek mi? Tüm bu sıcak başlıkları, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın uluslararası ilişkilerde yeni başdanışmanı Prof. Gülnur Aybet Gazete Habertürk’ten Kübra Par’a anlattı.

Türkiye’nin Irak’ın kuzeyindeki Sincar ve Suriye’nin kuzeyindeki Karaçok bölgelerinde PKK ve YPG hedeflerine yönelik operasyon başlatmasının nedeni nedir? Bu operasyonun Türkiye’nin Rakka operasyonu öncesi muhataplarına bir mesajı olduğu yorumları yapılıyor, ne dersiniz?

Türkiye’nin stratejik önceliği, sınırlarında terörden arındırılmış bir bölge oluşturmak. Bunun için taktiksel olarak hangi operasyonu yapmak gerekirse bunu yapmaya hazır. Yani sinyal ya da siyasi mesaj değil, bu resmen Türkiye’nin meşru müdafaası için yapılan bir operasyon. Son zamanlarda, PYD’nin konuşlandığı yerlerden Türkiye’ye yönelik saldırılar gerçekleşiyor. Cumhurbaşkanı’mız da PKK’nın orada konuşlanmasına, Sincar’ın ikinci bir Kandil olmasına izin vermeyeceklerini söylemişti. O nedenle bu operasyonun sürpriz olarak değerlendirileceğini de düşünmüyorum.

Peki ABD’nin operasyona karşı tepkilerini nasıl yorumluyorsunuz? ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mark Toner, Türkiye’nin hava harekâtıyla bölgede bulunan ABD’li askerlerin hayatını riske attığını iddia etti…

Obama yönetimi, PYD konusunda Türkiye’nin bütün itirazlarına rağmen ısrarla “Alanda DEAŞ’a karşı savaşacak en etkin güç PYD” tezini savundu. Trump yönetimi, henüz Suriye üzerine uzun vadeli bir strateji geliştirmiş değil. Çünkü Trump, Ulusal Güvenlik Danış- manı Michael Flynn’in yerine Herbert Raymond McMaster’ı atadı fakat McMaster ve ekibi henüz tam yerleşmedi. Bunu onlar belirleyecek. Bu strateji belirlenene kadar da Amerika’nın Suriye’de aldığı taktiksel girişimleri Pentagon otomatiğe bağ- lamış şekilde devam ettiriyor. Bu yüzden orada bir noktada kopukluk var. Siyasi bir direktif gelmediği için CENTCOM, “Rakka’daki DEAŞ unsurları tarafından yakın zamanda değişik yerlere saldırılar planlandığına dair istihbarat aldık. Bunları önlemek amacıyla bir an önce oraya girmemiz gerekiyor ve elimizdeki tek hazır kara gücü de YPG” diyor. Türkiye, işte bu atmosferde, ABD’nin Rakka operasyonunu PYD ile yapmasının uzun vadede ne kadar tehlikeli olacağını vurguluyor. “Belki kısa vadede bu işinizi çözer gibi gözükse de orta ve uzun vadede maliyeti çok daha fazla olur” diyoruz. Beyaz Saray’dan belirgin bir strateji çıkarsa, yön değişebilir.

Geçtiğimiz 2 günde Atlantik Konseyi Zirvesi’ndeki görüşmelerde de bu konular gündeme geldi mi?

Evet, hem panellerde hem ikili görüşmelerde ve enformel konuşmalarda bunlar hep dile getirildi. Türkiye açısından iki öncelikli konu var: YPG ve FETÖ. Her iki konuda da görüşmeler yapıldı. Tabii, bunların detayını şu an anlatmam mümkün değil.

Diyelim Rakka’ya PYD ile girdiler, Türkiye nasıl bir strateji izler?

Konuştuğum birçok Amerikalı, “Biz Türkiye ile ciddi bir krizin eşiğindeyiz ve bunu istemiyoruz” dedi. Amerikalılar, PYD’ye “Rakka operasyonunu bizimle yürüt ama ondan sonra Rakka’da, diğer bölgelerde olduğu gibi egemenlik kurma. Çünkü burası çoğunlukla Arap olan bir bölge” diyecek. PYD ise “Ben burayı kontrol etmeyeceğim ama sizinle operasyona girip can kaybı vereceğim. Bunun karşılığında da bir şey almam lazım” diyecek. Savaş bittiğinde meşru bir şekilde masada olmak ve bir şekilde Suriye’nin geleceği konusunda söz sahibi olmak isteyecek. Bunu da Türkiye istemez. 

Yani mesele Rakka değil, ötesi var…

Evet, mesele PYD’nin orada meşru bir aktör statü kazanması. Bu kabul edilemez.

Cuma günü zirve sonrası Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Neçirvan Barzani arasında bir görüşme gerçekleşti. O görüşmede neler konuşulmuş? Sincar gündeme gelmiş mi?

O görüşmeye dair maalesef hiçbir açıklama yapamam.

ABD’de yargılanan Reza Zarrab’ın savunma ekibine katılan eski New York Belediye Başkanı Rudolph Guiliani ile Ankara’da bir görüşme gerçekleştiği söyleniyor. Neler konuşuldu?

Bu konuda bir şey söylemem doğru olmaz.

‘Trump’ın Obama’dan farkı kırmızı çizgileri aştırmaması’

İdlib’deki kimyasal saldırı sonrası ABD’nin Suriye’ye müdahalesinin yankıları sürüyor. Kimileri bunun göstermelik bir saldırı olduğuna, kimileriyse bir politika değişimi olduğuna inanıyor. Siz nasıl görüyorsunuz?

Uzun vadede sonuçlarına dikkatlice bakmak lazım. İlk etapta, çok ciddi bir politika değişimi olarak okumak yanlış olur. Obama, kimyasal silah kullanımı hakkında kırmızı çizgiler koymuştu. Trump yönetimi, bu kırmızı çizginin onlar için kesinlikle aşılamayacağını belirtti. Bence şimdilik olayı burada bıraktılar. Ondan sonra da Rusya ile görüşmeler başladı. Çünkü zaten “Rusya’yı ne kadar ikna edebiliriz, bir köşeye itebilir miyiz?” gibi bir düşünceyle yola çıktılar; bir sonraki etaptaki tavırlarını da bu belirleyecektir.

Peki Trump döneminde Obama’dan farklı, yeni bir Suriye politikası görecek miyiz sizce?

Olabilir, çünkü Trump’ın etrafındaki insanlar, -tam dillendirmeseler de- güvenli bölgeye Obama yönetiminden daha sıcak bakıyor. Ama şu anda bir belirsizlik var. Dediğim gibi, McMaster ve ekibi daha yeni geldi. Acaba nasıl bir Suriye politikası izleyecekler? Bunu okumak bizim için de biraz zor. Yalnız şunu biliyoruz; bu ekip askeri yoğunluklu. Irak’taki askeri operasyonun ikinci etabını yöneten askerler.

Bu geçmişlerinden dolayı müdahaleye daha yatkın olabilirler mi?

Müdahaleye şu açıdan yatkınlar; Rusya ve İran’a karşı çok daha sertler. Sahada bir çok silah arkadaşı İran’ın el yapımı bombalarıyla can verdiği için İran’ın sahada yaptıklarına karşı özellikle negatif bir tutumları var. Obama yönetiminden en önemli farkları bu. Daha aktif bir Ortadoğu stratejisi izleyebilirler.

Trump, seçim döneminde Putin’le iyi ilişkiler kuracağı mesajını veriyordu. Sonra seçimlere Rusya’nın müdahale ettiği söylentisi yayıldı, Michael Flynn görevden alındı. Bu noktada Trump, Rusya politikasında bir geri adım atmak zorunda mı kaldı? Suriye müdahalesi, Trump’ın daha çok içeride sıkışmasıyla ilgili olabilir mi?

Trump’ın Rusya politikasında görünürde bir değişim var ama ben bunun Obama yönetimine benzer bir yere çekileceğini de sanmıyorum. Rusya’ya karşı muhtemelen tek bir politika göreceğiz. Çünkü Obama ne kadar Rusya’ya karşı yaptırımlar konusunda önayak olduysa da Kırım’ın ilhakı ve Ukrayna’daki çatışma konusunda pek bir şey yapamayıp güçsüz kaldı. Şimdi Trump yönetimi, kırmızı çizgileri aştıklarında Rusya’ya karşı çok net bir tavır alacağını belli etmekle beraber, onlarla çok pragmatik bir şekilde anlaşabileceğinin de mesajını verdi. Bence bu, iki taraflı bir strateji.

Bu, ‘yeni bir soğuk savaştan ziyade, stratejik ve realist bir ilişki biçimi’ mi yani?

Evet. NATO’nun 1969’dan beri yürüttüğü, ‘Deterrence and Dialogue’ adlı bir stratejisi var. Hem caydırmak hem diyaloğu sürdürmek anlamına gelir. Bu politika, 2010 stratejik konseptinden sonra NATO’ya geri geldi. Bence Trump bunu çok daha realist bir şekilde uygulayacaktır. Amerika da ilk defa Esad rejimine karşı Suriye’de müdahalede bulundu. Ama ardından ABD Dışişleri Bakanı Tillerson Moskova’ya gitti ve Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov da bu görüşmenin olumlu geçtiğini söyledi. Putin, Tillerson ilk geldiğinde görüşmeyece- ğini söylemişti ama sonra kendisini kabul etti. Çünkü Rusya da çok reel politik oynuyor.

‘ESAD RUSYA İÇİN VAZGEÇİLMEZ DEĞİL’

Esad’ın geleceği konusunda son görüşler nasıl?

ABD, kimyasal silah saldırısından sonra çok net olarak Esad’ı bir cani olarak tanımladı. İngiltere’nin BM Büyükelçisi de aynı şeyleri söyledi. Rusya bu konuda ısrar ediyor çünkü orada üsleri var ama Rusya’nın çıkarlarına ters gelmeyecek bir yönetim gelirse Esad’ın gidişine sıcak bakabilir. Orada ayrıca Rusya ile İran arasında da Esad üzerinde bir rekabet var. Bütün bu dengeleri düşünürsek, Esad onlar için vazgeçilmez değil.

‘BARZANİ, KRİZİ TIRMANDIRMAZ’

Kerkük’te Irak Kürt Bölgesel Yönetimi bayraklarının asılması, Türkiye’nin tepkisine neden oldu. Barzani ve Talabani, referandum yapma kararı aldı. Bu gelişmeleri nasıl yorumluyorsunuz?

Orası çok hassas biçimde izlenmeli. Amerika’nın sahada daha aktif olması, Rusya’yla reel politik yaklaşımını sergilemesi, Suriye’deki savaşın bitiş sürecine girdiğini gösteriyor. Irak da Suriye kadar çetin bir savaşın içinde olmasa da orada da belirsiz bir durumdan söz ediyoruz. Barzani ve Talabani anlaşması da artık baş- larının çaresine bakma amaçlı. Sahada çok sayıda aktör bulunması, Barzani gibi yerli isimlerin kendini göstermek istemesine sebep oluyor. O yüzden, ABD’nin Irak üzerinde daha kararlı bir politika izleyeceğini düşü- nüyorum. ABD, o bayrağın çekilmesine karşı çıkıyor. Bundan sonra Irak’ta daha belirgin bir rol alacağını da tahmin ediyoruz. Trump da “Oradaki işi yarım bırakmamalıydık’’ diyerek bunu dile getirdi. Trump’ın McMaster’ı ulusal güvenlik konseyinin başına getirmesi ve onun Irak’ta işi bitirmeyle ilgili tavrı, oradaki bütün lokal aktörleri fişekledi.

Irak’ta işi bitirmekten kastınız ne?

2003’teki geçiş döneminden sonra daha stabil bir Irak yaratmak adına bir askeri plan vardı. Şimdi o planı yapan isimler ulusal güvenlik konseyinin başında.

O ekip şimdi nasıl bir Irak istiyor?

Daha stabil, Amerika’nın sözünün geçtiği ve İran nüfusunun azaldığı bir Irak istiyor.

Barzani nerede duruyor?

ABD, bayrak çekme konusunda net bir tavır koydu. Bayrağı çekmesiyle yanlış yaptığını Cumhurbaşkanı’mız da söyledi. Barzani’nin bu krizi tırmandırmak istediğini sanmıyorum.

‘Senatör John McCain, El Bab’da neden yavaş ilerlediğimizi sordu’

Geçen haftaki Washington ziyaretinizde kimlerle görüştünüz?

Ulusal güvenlik konseyi ve Senatör John McCain ile bir görüşmemiz oldu. Olumlu geçtiğini söyleyebilirim.

Neler konuşuldu?

McCain, Rakka konusunda Türkiye ile kriz yaşanacağı konusunda çok endişeli. Bunu kesinlikle istemediğini söyledi. Fakat o da Amerikalı diğer yetkililer gibi PYD’nin etkin bir güç oldu- ğunu söyleyerek konuşmasına başladı ve El Bab operasyonunun niye bu kadar yavaş olduğunu sordu. Ben de “Oradaki ayrı bir savaş. ÖSO ve Türk Silahlı Kuvvetleri El Bab’a kadar indiği zaman bu işin uzayacağını biliyorduk çünkü DEAŞ orada ciddi bir şekilde konumlanmış durumdaydı. Ayrıca sivil halka zarar vermemek için de bu kuşatmayı kasıtlı olarak daha uzun tuttuk” dedim.

Bunu sormasının sebebi PYD’nin Rakka’da daha hızlı bir şekilde ilerleyeceğini ima etmesi mi?

Evet, tam olarak o şekilde sordu. Ama anlatınca bana hak verdi ve “Sizce biz bu işi ÖSO ile yapabilir miyiz?” diye sordu. Ben de “Evet” dedim. Alternatifleri araştırdıklarını, üzerlerinde ciddi şekilde düşünmeye hazır olduklarını gördüm. Mantıklı bir biçimde anlatırsanız gerçekten dinlemeye açıklar.

McCain dışında kiminle görüştünüz?

Pete Sessions ile görüşmemiz oldu. Biliyorsunuz o, kongrede Türk Dostluk Grubu Başkanı, bize çok yakın biri. Onunla da 15 Temmuz sürecinin Amerika’da neden hâlâ iyi anlaşılmadığını konuştuk. “Bize adalet bekleyen bir kızgınlıkla yaklaşacağınıza mantıksal yaklaşsanız durumu çok daha iyi anlayacağız” dedi. Bunu bilhassa vurgulamak istiyorum çünkü görüşmelerimde özellikle buna çok dikkat ettim ve dinlemeye çok daha gayretli olduklarını gördüm. “Gülen’in iadesi konusunda Türk toplumuna bu işi ciddiye aldığınızı göstermeniz lazım” dedim. “Çünkü Batı karşıtı hissiyat artıyor ve bu her kesimde var.”

Ne cevap verdiler?

“Batı karşıtı hissiyatın bu derece oldu- ğunu bilmiyorduk. Bu hissiyatı kırmak için ne yapabiliriz?” diye sordular. “PYD ile Rakka’ya girerseniz durum daha kötü olacak” dedim. Kısacası, Türk toplumunun hissiyatlarını daha iyi anlamalarını sağladık.

‘Türkiye bölgede denge politikası izliyor’

Obama döneminin son bölümünde İran ile Amerika ilişkilerinin yumuşadığını görmüştük. Trump döneminde nasıl bir İran politikası izlenir?

Trump döneminde İran politikasının sertleşeceğine dair çok belirgin işaretler var. Fakat yönetim buna karşı somut bir adım atmış değil.

Irak, İran, Suriye… Türkiye bu üçgen arasında hangi konumda duracak?

Türkiye burada bir denge politikası izliyor. Türkiye’nin ana hatta 3 uzun dönem stratejisi var: Sınır güvenliği, Suriye’nin istikrarlı bir siyasi sonuca varması ve güvenli bölge. Çünkü 3 milyona yakın mülteci bizim ülkemizde. Güvenli bölge kurmazsak bu insanlar memleketlerine nasıl dönecekler? Bu 3 stratejiye erişmek için bölgede denge politikası izliyoruz.