Haberler

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kuveyt dönüşü gündeme dair açıklamalarda bulundu

Başkent Kuveyt’e indiğimizde hava sıcaklığı için iki tahmin vardı: 45 derece yahut 48 derece. Hava gibi karşılama da sıcaktı. Türk şirketlerine Körfez ülkelerinde yeni dev projeleri üstlenme motivasyonu sağlayabilecek yeni uluslararası havalimanı terminali için görkemli bir temel atma merasimi hazırlanmıştı. Önemli konukları sıcaktan korumak için, inşaat alanına seyir terası gibi konumlandırılmış dev çadır, dev klimalarla soğutulmuştu. Dönüş yolunda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, temeli atılan projenin önemini vurgulayarak sözlerine başladı, sonra soruları yanıtladı:

“Kuveyt Uluslararası Havalimanı’ndaki 4.4 milyar dolarlık terminal yatırımını Limak Holding üstlenmiş durumda. Terminalin 6 yılda tamamlanması öngörülmüştü. Fakat Limak süreyi kısaltarak 4 yılda bitirme sözünü vermiş bulunuyor. İnşallah bu havalimanıyla birlikte burada Türkiye’nin bir mührü olur. Havalimanı inşasında ve işletmesinde de malum, Limak’ın belli bir deneyimi, tecrübesi söz konusu.

Kuveyt makamlarıyla görüşmede, ekonomi, dış ticaret, kırmızı et, beyaz et ve gıdada birçok şeyi beraber yapma hususunda kararlılık oluştu. Savunma sanayiine yönelik belli adımlar olabilir, bunu da kendileriyle konuştuk.

Korvetlerin, firkateynlerin yapımı ve gemi inşası konusunda Türkiye’nin bilgi ve deneyimini paylaşma fırsatımız oldu. İlk etapta, şu sıralar 1-1.5 milyar dolar civarında olan ticareti 5 milyar dolara çıkarma hedefi koyduk.

Yoğun bir trafikle ziyaretlerimize devam edeceğiz. Cuma günü bir Çin ziyaretimiz olacak. Oradan ABD’ye geçeceğiz. Sonra da Belçika’da NATO Liderler Zirvesi olacak.”

SERBEST TİCARET ANLAŞMASI TEKLİFİ

– Sizden 2 gün önce Mısır Devlet Başkanı Sisi’nin Kuveyt ziyareti vardı. Şeyh Sabah da kısa süre önce Türkiye’ye gelmişti. Acaba bütün bu gelişmelerde Kuveyt bir diplomasi trafiğinin kavşak noktası olabilir mi?

Bizim gündemimizde Sisi hiç yer almadı. Öyle bir şey olmadı. Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri’yle neler görüştüklerini bilmiyorum. Dediğim gibi, bizim bugünkü gündemimizde o tür bir konu hiç yer almadı.

– Körfez İşbirliği Konseyi ile serbest ticaret anlaşmasından da bahsetmiştiniz. Nasıl işleyecek? 5 milyar dolarlık hedefe ulaşılacaksa hangi sektörler öne çıkabilir? Kuveytlilerin ilgisi hangi yönde?

Başlı başına şu üründür diye net bir görüşmemiz olmadı. Ancak kendilerine Türkiye olarak neleri verebiliriz, bunlardan bahsettik. Gıda olabilir, yaş sebze meyve, kırmızı et, beyaz et olabilir. Ama hepsinden öte serbest ticaret anlaşması noktasında teklifimiz var. O adım atılamıyor olsa bile tercihli ticaret anlaşması noktasında adım atılabilir; bununla ilgili teklifi yaptık. Hatta bir de müşterek paramızla yatırım ortaklığıyla ilgili bir fon kurulması teklifini yaptık. Kuveyt Başbakanı’nın eylül ayındaki ziyaretinde zannediyorum bu konuları da gündeme alacağız.

‘PİYASALARDA CANLANMA KENDİNİ HİSSETTİRDİ’

– Referandum bitti. Yeni sistemin ilk ayağı, yani partili Cumhurbaşkanlığı da başlamış oldu. Önümüzde 2 yıl süre var. Bu dönemde ekonominin yeniden atağa geçmesi konusunda ne tavsiyeleriniz olabilir? Hâlâ beklentiler var çünkü piyasalarda?

Aslında piyasalarda canlanma kendini şu anda ciddi manada hissettirdi. 21 Mayıs’ta malum kongremiz var. Bununla birlikte bu sürecin çok daha hızlanacağı inancındayım. Türkiye aslında ekonomik olarak sıkıntılar yaşayan bir ülke değil; bunlar bir anlamda dünya ekonomisinin yaşadığı med-cezir hareketi gibidir. Gelir geçer. Yeter ki sizin ayaklarınız yere sağlam bassın.

Türkiye ekonomisi artık o geçmişteki gibi bir ekonomi değil. Artık yere sağlam basan bir ekonomik yapıya sahibiz. Hem devlet hem özel sektör olarak bunu yakaladık. Şimdi biz tırmanma sürecini farklı şekilde yakalayalım istiyoruz. Başta finans sektörü olmak üzere, ki onlar bile soru işaretleriyle dolu dönemi geride bıraktı, girişimcilere, yatırımcılara kapılar açan yaklaşımlar içindeler. Aksi halde finans sektörü biliyor ki kendisi için de bunlar olumsuz şekilde dönecektir. Bu bakımdan bizim finans sektörüyle girişimci arasındaki bağı güçlendirmemiz, zaten sıçrama için çok büyük önem arz ediyor. Burada Limak’ın yaptığı yatırımda Türk bankaları teminat mektuplarıyla yerlerini aldı. Bu onlara o gücü vermiş oldu. Çekinmemiş vermiş. Bizimkiler böyle bir katkıda bulununca uluslararası finans sektörü ne yapıyor, onlar da dikkat ediyorlar.

Aynı şey Türkiye’deki yatırımlar için de geçerli. Çok miktarda ve farklı şekilde göreceğiz. Küresel sermayenin de Türkiye’ye girişinin arttığını göreceğiz. Bundan en küçük tereddüdüm yok. Tabii ziyaretlerle birlikte, işadamlarımızın da bakan arkadaşlarımızla aynı şekilde yapacakları ziyaretlerle, ülkemize yatırımcı girişini sağlayacaklarına, küresel sermayenin de Türkiye’de yatırımlarının arttığına hep birlikte şahit olacağız. Burada herhangi bir şüphe görmüyorum.

ÇİN’LE ‘ZİRVE’ ANLAŞMA

– Kuşak Yol Zirvesi, Çin’in en büyük projesi. Türkiye’yi de bu yolun ortak koridorunu, kavşağını tutan ülke olarak tanımlıyorlar. Çin seyahatinizde bu projeye dair önemli bir anlaşma imzalanacak mı?

Başbakanlığımda, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile Dolmabahçe’de yaptığımız bir görüşme vardı. O zaman bunları görüşmüştük. Fakat sonra bu işin askıya alınma durumu oldu. Arkadaşlarımızın konuyla ilgili çalışması var. Çalışma neticesinde bunu gerçekleştirebilirsek, inşallah Türkiye-Çin arasındaki işbirliği iyi bir konuma gelmiş olacak. İmzalar atılmadan bir şey söylemek istemiyorum. Sonra inşallah bu konuyu Çin ve Amerika ziyaretine gelen basın mensubu arkadaşlarımızla yaşama fırsatımız olur. Bu, Türkiye-Çin arasındaki ilişkilerde çok ciddi sıçrama getirecektir. İmzalanması halinde Türkiye için bir zirve anlaşması olacaktır.

‘MİLLET BU ANLAYIŞI KABULLENDİ, BEĞENDİ’

– Fransa’da yeni bir isim cumhurbaşkanı oldu. Siz de kendisini tebrik ettiniz. İzleniminiz nedir? Türkiye AB ilişkileri bu süreçte nasıl bir seyir izler?

Doğrusu olumlu bir havada geçti telefon konuşmamız. Birbirimizi tanımıyoruz. Ekranlardan tanıyoruz, medyadan takip ediyoruz. Görüşmede bende bıraktığı izlenim olumluydu. Şu an önümüzde Brüksel var, orada bir arada olacağız. Ardından G20 var, orada da görüşeceğiz. NATO’da bir araya gelmeyi kendisi teklif etti, “Brüksel’de başa baş görüşürsek memnun olurum” dedi. Bana göre AK Parti, biliyorsunuz, Türkiye’de ilk defa ne sağ ne sol, tam tersine merkez siyasetle çıkmış bir partidir. Şu anda Macron’un da “Merkez siyaseti temsil ediyorum” diye çıkması bir şeylere işaret ediyor. Dünya artık sağ sol savrulmasını değil, merkezci bir tespiti yapmış durumda. Biz “Merkez siyaset” dediğimiz zaman bazı köşe yazarları bizimle dalga geçiyor. (Fransız filozoflar) Jean Jacques Rousseau’dan, Montesquieu’den bu yana böyle bir siyaset olmadı muhafazakâr demokraside. “Nereden çıkardınız bunu?” diyenler vardı.

Acaba bunlar şimdi ne diyor? Biz muhafazakâr demokrasi olarak çıktık, o düşünürlerden böyle bir şey görmemiş olabilirsiniz; biz de siyaset literatürüne, bilimine böyle bir kavramı getirdik. Şimdi size düşen bunun üzerine çalışmaktır. Neticede Türkiye’de bu anlayış 14-15 yıldır hamdolsun iktidarda. Demek ki millet bu anlayışı kabullendi, beğendi. Milletimize en ideal hizmeti vermek için de büyük gayretler sarf ettik. Buna da devam edeceğiz. Şunu da söyleyeyim, eksiklerimiz yok mudur, mutlaka vardır. Bu eksiklikleri görerek, gidererek, ülkemizi çok daha olumlu istikamette birlik, beraberlik içinde bir yere taşımamız lazım. Çünkü Türkiye, üzerinde oyunların oynandığı bir ülkedir. Türkiye’nin kalkınmasını, güçlenmesini hazmedemeyenler dünyada çok fazla. Dolayısıyla bizim gerekirse her şeyden önce kendi göbeğimizi kendimiz kesebilmemiz lazım. Başka bunun çaresi yok. Gerektiğinde önleyici tedbirleri biz kendimiz alacağız. Kendimiz alamazsak bunlar bizim için her an sıkıntıdır. PYD- YPG’yi düşünün, bir bakıyorsunuz NATO’da beraber olduğumuz ülkeler bunlarla işbirliği yapıyor. Bu kabul edilebilir bir şey değil. NATO’da sizinle beraber olan biziz, terör örgütü değil. “Ama YPG-PYD’nin Türkiye’ye zarar vermesini istemeyiz” diyorlar. Lafla olmuyor ki! Bu, PYD ile PKK arasındaki ilişkiyi tespit edememenizin alametidir. Tüm bunları NATO zirvesinde de tabii ki A’den Z’ye gündeme getireceğiz, Bunları ABD ziyaretimde konuşacağız. Konuşmak durumundayız. Çünkü birbirimizi anlamaya mecburuz.

Şu Ortadoğu’da Türkiye’siz bir karar verilmesi düşünülemez. Eğer Türkiye’nin fikrine müracaat etmeden birileri karar alıyorsa bunun bedelini aslında ağır ödüyorlar. Hem ekonomik olarak hem de insan kaybı olarak ödüyorlar. Bir de huzuru yok ediyorlar. Şu anda bölgede huzur var mı? Irak’ta var mı huzur? Yok. Suriye’ye var mı? Yok. Geç Filistin’e, orada da yok. O anlayışla olmaz.

Bu nedenle süratle bunu halletmemiz gerekir. İşte Suriye sınırımız 911 kilometre, Irak sınırımız 350 kilometre. Öyleyse “Türkiye ile ne yapabiliriz?” diye düşünmeleri gerekir; buna göre adım atmaları gerekir diye düşünüyorum.

 

‘ABD’DE KARAR VERİCİ İLE BENİM GÖRÜŞMELERİM BELİRLEYİCİ OLACAK’

(Hakan Fidan, Hulusi Akar ve İbrahim Kalın’dan oluşan…) Bir ön heyet sizin temaslarınızdan önce Amerika’ya gidip görüşmelere başladı. Beklentileriniz ne durumda? ABD’nin YPG’ye bakışı ve FETÖ’ye bakışı hakkında neler söyleyeceksiniz?

Arkadaşlarımızla ben bugün-yarın görüşeceğim. O görüşmeler benim için nihai görüşmeler değildir. Nihai görüşme benim yapacağım görüşmelerdir. Bunlar ön görüşmeydi. Hangi ölçekte geçti, nasıl geçti, vs. bunları dinledikten sonra, inşallah bizim Sayın Donald Trump ile yapacağımız görüşmedir asıl belirleyici olan. Diğerleri bana göredir, belirleyici değildir. Sayın Başkan ile yapılacak görüşmenin neticelere göre, adeta ben peşrev gibi görüyorum. Arkadaşları tabii ki dinleyeceğiz ancak bizim bizzat karar verici ile yapacağımız görüşmemiz belirleyici olacaktır.

‘KONGREDEN SONRA YENİ BİR YOL HARİTASI AÇIKLAYACAĞIZ’

– CHP’de Muharrem İnce, Fikri Sağlar, Deniz Baykal, Selin Sayek Böke gibi isimlerin başını çektiği parti içi bir muhalefetin kazan kaldırması söz konusu. Kemal Kılıçdaroğlu’ndan “Saray CHP’nin içini karıştırıyor” gibi bir açıklama geldi.

Orasının adı saray değil, Külliye! Dedikleri, külliyen yalan. Bizim kendi işimiz gücümüz var. O işlerle ne yapacağız. Maalesef adresi yanlış göstermiş.

– 21 Mayıs’tan sonraki süreç nasıl gelişecek? Bakanlar değişecek mi?

Geçen de anlatmıştım, doğmamış çocuğa don biçilmez. Bir kere doğum gerçekleşsin inşallah. 21’inden sonra zaten her şeyimizi duyacaksınız, takip edeceksiniz. Başbakan olunca 100 günlük bir proje açıklamıştım. Şimdi inşallah yine kongrenin ardından da tabii ki bir yol haritası açıklarız.

– Adı 100 gün mü olacak?

(Gülerek yanıt veriyor…) Benzer… Yani 100 olmaz da belki 6 ay olur…